Ağustos’un son haftası = harika bir tatilin son Pazar akşamüstüsü



Birden fark ediyorsun ki sonu gelmek üzere. Oysa her şey olup biterken nasıl da sadece yaşıyordun. Unutmuştun tüm bunların sayılı ve sonlu olduğunu. Böyle farkındalık anlarında odanın bile ölçüleri değişiyor sanki. Ama aslında aynı oda. Değişen bir şey yok. Her şey alabildiğine sabit. Yatağın kenarında kedi, sonsuza kadar her günü böyle geçecekmişçesine uyuyor. O kadar umarsız. Pazar akşamüstü şehir boşalmış. İnsanlar ilk fırsatta kaçıyorlar yaşadıkları yerden. Ne kadar acı bir durum. Şehirdeki bu sessizlik odayı dolduruyor. Hafif aralık balkon kapısından içeri çok az ses giriyor. Komşuların balkon sesleri. Tek tük geçen araçların arnavut kaldırımlarında bıraktığı tok sesler. Bir de tabii, hafif bir rüzgar giriyor içeri. Perdeyi hafifçe kıpırdatarak. Sadece perdenin kıpırdaması bile, aklına yüzlerce şey getiriyor. Çocukluktan anlar, akşamüstünün, özellikle de pazarların o tuhaf hüznü. Kabullenilmiş bir sonluluk. Vantilatör çalışıyor. Hafif bir hışırtı çıkararak. Bir uçak geçiyor, sonra yine bir sessizlik. Ama hep böyle kalmayacak. Şehir dolacak az sonra. Deniz kenarından, gezmelerden gelen insanlarla, pazartesi gününün stresini yaşamaya şimdiden başlamış yüreklerle dolacak sokaklar ve evler.

Neden yatağın ayakucunda uyuklayan kedi gibi olamıyorum? O sadece var. Geçen saniyenin bir adım önünde, ve gelecek saniyeden habersiz. 

Ne var yani yaz bitiyorsa? Sonu gelmek üzereyse ne olmuş? Tekrar gelmeyecek mi? Yine o kokuyu almayacak mısın bir gün, yürürken. Bir gece vakti ılık bir rüzgar esmeye başlayacak ve ‘ahh evet, işte yaz geliyor’ diyeceksin. Hep demedin mi? Sabah işe giderken kırlangıçları fark edip sevinmeyecek misin? Yıldızlar serilmeyecek mi önüne bir yaz gecesi? Havanın korkunç sıcağının ancak bittiği sabaha karşı saatlerde, sahildeki şezlonglarda uyuyakalmayacak mısın yine?

Hep yaz olsun ve hep yıldızlar olsun istiyorum. Şu anda hayattan tek isteğim bu.

Ama sonu gelmek üzere.
Labels: ,
edit

No comments: