Hayatımın İlk Yarışı



Kurşuni bir at, soluk soluğa koşuyor. Havayı yararak, moleküllerini sağa sola iterek ama ona asla muhalefet etmeden. Akciğerleriyle, kalbiyle, üzerlerindeki deri cimri bir terzi tarafından dikilmiş gibi duran bacakları ve her bir hareketi görünür olan kaslarıyla öylesine çok koşuyor ki, ihtiyacı olan oksijeni sağlayabilmek için burun delikleri sonsuzca açılmış.  Anın içinde, andan hızlı, üzerinden geçtiği kumları birbirine katarak, ardında tozdan ve kumdan bir sis bırakarak koşuyor. Yanında başka bir at daha koşuyor. Onun gerisinde de bir başka at. Bu atlar, bundan 3 yıl kadar önce dünyaya geldiler. Anne ve babaları, onların anne ve babaları, sahipleri, nereden geldikleri belli. Kendileri hakkındaki bilgiler en küçük detayına kadar bir yerlerde bu bilgileri toplamayı kendine iş edinmiş insanlar tarafından yüzyıllardır biriktiriliyor. Bu atların burada oluşu, basit bir tesadüf değil. Milyon yılların seçimlerini ve zorunluluklarını damıtarak adım adım ilerledi zaman ve onları şu anda bulundukları ana getirdi. Bugün burada koşmaları, sayısız insanın ve hayvanın fedakarlığı, emeği, kafa yorması, saatlerce çalışması, ter dökmesi, sinir içinde haykırmasına dayanıyor. Atlar bunu biliyormuşçasına, varlıkla yokluk arasında bir tercih yaparmışçasına koşuyorlar. Burun delikleri sonsuzca açık. Onların metrelerce uzağında, yüzlerce insanın bakışları üzerilerine kilitlenmiş.
Yüzlerce insanın umudu, atların telaşını kamçılıyor sanki. İnceden yağan yağmurun rengini hafifçe koyulaştırdığı kum zeminde koşan karaltılar yaklaşıyor, yaklaştıkça ayrışıyorlar. Onlar ayrıştıkça yüzlerce insanın çıkardığı ses de yükseliyor. Artık sadece birkaç yüz metre var finişe. Her şey bunun içindi işte. Bunun için pedigre çalışmaları yapıldı ve özel diyetler hazırlandı. Bunun için birileri saatlerini harcadı onları eğitmek, start çizgisine alıştırmak ve hızlı koşmalarını sağlamak için. Tüm bu enerji birikiyor, izleyenlerin enerjisine karışıyor. Geliyorlar. Geldikçe büyüyorlar. Onlar büyüdükçe sesler büyüyor. Ayağa kalkmış, ellerini havaya kaldırmış, gözleri para yatırdığı ata kilitli halde onlarca insan, hep beraber, aynı anda umut ediyor. Hepsi de tribünden aşağı inmek, atların yanında koşmak, onlara ‘hadi kızım, hadi oğlum’ diye haykırmak ister gibi öne eğilmiş. En aşağıda, piste en yakın yerde karanlık bakışlarıyla erkekler üst üste bekleşiyorlar. Hipodroma girmek için 1 lira verdiler ve ayaktalar. Koşular arasında yeni bahisler oynuyor, tüyo alıyor, tüyo veriyor, belki de haftalık ekmek parasını çıkarmaya çalışıyorlar. Para kaybederlerse, eve gittiklerinde eşleriyle kavga edecekler. Belki bir yerlerde bir evden ‘yetti artık’ diyerek bir kadın çıkacak, kapıları çarparak. Ama şimdi zamanın yavaşladığı bu yerde, ölürcesine finişe koşan atlara bakarak bekleşiyorlar. Onların üstünde masalarda oturan insanlar var. Onların da üzerindeki balkonda at sahipleri. Aralarındaki bu bariz hiyerarşi bir an için yok oluyor. Çünkü zamanın ilmek ilmek ördüğü gerçekliğin henüz tamamlanmamış parçaları karşısında herkes aynı karanlıkta.


edit

No comments: