Hayatımın İlk Yarışı
Tuesday, December 23, 2014
Kurşuni
bir at, soluk soluğa koşuyor. Havayı yararak, moleküllerini sağa sola iterek
ama ona asla muhalefet etmeden. Akciğerleriyle, kalbiyle, üzerlerindeki deri
cimri bir terzi tarafından dikilmiş gibi duran bacakları ve her bir hareketi
görünür olan kaslarıyla öylesine çok koşuyor ki, ihtiyacı olan oksijeni
sağlayabilmek için burun delikleri sonsuzca açılmış. Anın içinde, andan hızlı, üzerinden geçtiği
kumları birbirine katarak, ardında tozdan ve kumdan bir sis bırakarak koşuyor.
Yanında başka bir at daha koşuyor. Onun gerisinde de bir başka at. Bu atlar,
bundan 3 yıl kadar önce dünyaya geldiler. Anne ve babaları, onların anne ve
babaları, sahipleri, nereden geldikleri belli. Kendileri hakkındaki bilgiler en
küçük detayına kadar bir yerlerde bu bilgileri toplamayı kendine iş edinmiş
insanlar tarafından yüzyıllardır biriktiriliyor. Bu atların burada oluşu, basit
bir tesadüf değil. Milyon yılların seçimlerini ve zorunluluklarını damıtarak
adım adım ilerledi zaman ve onları şu anda bulundukları ana getirdi. Bugün
burada koşmaları, sayısız insanın ve hayvanın fedakarlığı, emeği, kafa yorması,
saatlerce çalışması, ter dökmesi, sinir içinde haykırmasına dayanıyor. Atlar
bunu biliyormuşçasına, varlıkla yokluk arasında bir tercih yaparmışçasına
koşuyorlar. Burun delikleri sonsuzca açık. Onların metrelerce uzağında,
yüzlerce insanın bakışları üzerilerine kilitlenmiş.
Yüzlerce insanın umudu,
atların telaşını kamçılıyor sanki. İnceden yağan yağmurun rengini hafifçe
koyulaştırdığı kum zeminde koşan karaltılar yaklaşıyor, yaklaştıkça
ayrışıyorlar. Onlar ayrıştıkça yüzlerce insanın çıkardığı ses de yükseliyor.
Artık sadece birkaç yüz metre var finişe. Her şey bunun içindi işte. Bunun için
pedigre çalışmaları yapıldı ve özel diyetler hazırlandı. Bunun için birileri
saatlerini harcadı onları eğitmek, start çizgisine alıştırmak ve hızlı
koşmalarını sağlamak için. Tüm bu enerji birikiyor, izleyenlerin enerjisine
karışıyor. Geliyorlar. Geldikçe büyüyorlar. Onlar büyüdükçe sesler büyüyor.
Ayağa kalkmış, ellerini havaya kaldırmış, gözleri para yatırdığı ata kilitli
halde onlarca insan, hep beraber, aynı anda umut ediyor. Hepsi de tribünden
aşağı inmek, atların yanında koşmak, onlara ‘hadi kızım, hadi oğlum’ diye
haykırmak ister gibi öne eğilmiş. En aşağıda, piste en yakın yerde karanlık
bakışlarıyla erkekler üst üste bekleşiyorlar. Hipodroma girmek için 1 lira
verdiler ve ayaktalar. Koşular arasında yeni bahisler oynuyor, tüyo alıyor,
tüyo veriyor, belki de haftalık ekmek parasını çıkarmaya çalışıyorlar. Para
kaybederlerse, eve gittiklerinde eşleriyle kavga edecekler. Belki bir yerlerde
bir evden ‘yetti artık’ diyerek bir kadın çıkacak, kapıları çarparak. Ama şimdi
zamanın yavaşladığı bu yerde, ölürcesine finişe koşan atlara bakarak
bekleşiyorlar. Onların üstünde masalarda oturan insanlar var. Onların da
üzerindeki balkonda at sahipleri. Aralarındaki bu bariz hiyerarşi bir an için
yok oluyor. Çünkü zamanın ilmek ilmek ördüğü gerçekliğin henüz tamamlanmamış
parçaları karşısında herkes aynı karanlıkta.
edit

No comments:
Post a Comment