Buşuo. Japon Adı Gibi





Bu Asmalımescit. Bu kadar çok içki içilen bir yerin adının Mescit olması da ironik. O zaman bu kadar popüler değil miydi? Saat mi erkendi? Bu aynaların satıldığı dükkan hala duruyor, ama duvarlarda aynalar sergilenmiyor artık. Sanırım. Şimdi duvarları, insanlığın başka bir aynası görevi gören stensilller kapladı.


Bu D. Filmini çekiyor. O zamanlar hala karşıda oturuyordu. O her zaman zevkli döşenmiş evinde renkli plastik perdemsi, tuhaf şeyin arkasında, kamera'dan dünyaya bakıyor, dünyayı istediği gibi büküp bükemediğini görmek için.

Bu Kaputaş. Ege mi? Akdeniz mi?Bana sorarsanız ikisi de. İnsanın aklına birbirine zıt iki hissiyat getiriyor. Birisi sıcak. O kadar sıcak ki, göz gözü görmez oluyor. Şemsiyenin ufacık gölgesi dışında, o kaynaşan güneşle aranızda hiçbir şey yok. Deniz ufka doğru savruluyor, dağlar manzarayı bıçak gibi kesiyor, ve kumlar o kadar sıcak ki, acıdan başka hiçbir söz veremiyorlar. Diğer hissiyat ise denizin soğugu. Hücrelerde bir şok gibi. Ne olduğunu anlayamadan üşümek. Az önce yanarken. Tek tük geçen arabalar. Yukarıdaki köfteci. Meşrubat. Su. Suyun anlamı. Güneş. Hep. Heryerde.
Labels:
edit

No comments: