Giden İnsanlar ve Kalan Sehpalar

Eve ikinci el bir sehpa aldım. Ceviz ağacından, küçük bir sehpa. Üzerinde yer yer lekeler olduğunu farkedince hafif ıslak bir bezle silmeye başladım sağını solunu. Derken kafamı aşağı uzatıp, sehpanın atlına bakınca, el yazısıyla yazılmş bir isim gördüm. Bir de tarih. Camille Buyse, Mayıs, 1987. Camille, bir erkek adı da olabilir, bir kadın adı da. Mayıs 1987 mobilyanın alındığı, yapıldığı tarih olabilir veya bir depoya bırakıldığı tarih. Bunları bilmem olanaksız. Bildiğim tek şey, 1987 yılının Mayıs ayında birisi, büyük ihtimalle Camille Buyse’nin kendisi, ismini bu ahşap sehpanın altına kaydetmiş. Bir iz bırakma ihtiyacı hissetmiş bu sehpanın üzerinde.

İnternete girip Camille Buyse yazdım. Karşıma ilk çıkan 21 yaşında, St.Luc Mimari bölümünde okumakta olan Camille Buyse oldu. Camille’in instagram hesabında 705 takipçisi, fotoğralarından anlaşıldığı kadarıyla seyahat ve sevgilisiyle birbirinden güzel anlarla dolu özenilesi bir hayatı var. Hayır, bu benim aradığım Camille Buyse değil. Tapılası hayatını instagram’dan cümle alemle paylaşan Camille, 1989 yılında daha doğmamıştı bile. Tarihler tutsa bile, bu sehpanın hali, üzerindeki yazı ve insana verdiği hissiyat, Camille’in instagram hesabı ile hiç örtüşmüyor.
Hayır aradığım Camille Buyse bu değil.

Aramaya devam ediyorum. Daha aşağıda bir yerlerde, Madame Gilberte Meert’in ölüm ilanı var. Bir fotoğraf. Belki de ölümünden birkaç zaman önce çekilmiş, son derece demode yapılmış saçları, sarı yün hırkası ve gözlerine ilişmiş çekingen ama hala biraz meraklı bakışlarıyla Gilberte Meert’in büst fotoğrafı. Boynunda inci bir kolye var. Yanındaki yazıda şöyle diyor: Laeken (Brüksel)’de ikamet eden 24 Mart 1927’de Saint-Josse-ten-Noode’da doğmuş, 28 Eylül 2016’de Schaerbeek’te 89 yaşında vefat etmiş, Monsieur Camille Buyse’un dul eşi. Fotoğrafta bir instagram filtresi, narsisizm imaresi, bir güzel olma çabası yok. Sadece gerekli olduğu için çekilmiş bir fotoğraf bu. Acaba bu fotoğraf çekilirken Madam Gilberte nasıl bir ruh hali içindeydi? Hafızası yerinde miydi? Camille Buyse’u hatırlıyor muydu? Boynundaki kolyeyi hala hayatı sevdiği için kendisi mi takmıştı yoksa huzurevindeki bakıcısı son bir dokunuşla onun daha bakımlı görünmesini mi istemişti?

Hikaye mantıklı görünüyor. Tarihler birbirini tutuyor. Camille Buyse, vefat eder. Gilberte Meert eşinin yaptığı ahşap sehpa ve diğer eşyalarla geride kalır. Belki evinde oturmaya devam eder, belki de bir huzur evine gider. Bir şekilde ahşap sehpa Gilberte’in ölümüne yani 28 Eylül 2016’ya kadar evde ya da huzur evinde onunla kalır. Ölümünden sonra Gilbert’in cevizden ahşap bir sehpaya ihtiyacı olmayan çocukları onu bir Hristiyan yardım örgütü olan Armee De Salut’ye bağışlar. Evraklar, evin boşaltılması, yas günleri, depolar derken, ahşap sehpa Armee de Salut’nun Brüksel’deki mağazasında alıcısını beklemeye başlar. O alıcı 11 Şubat 2017 Cumartesi günü, bir sehpa almak fikriyle mağazaya girer ve onca sehpa arasında altında Camille Buyse yazanı yüklenip evine getirir. 

Camille Buyse marangoz muydu? Yoksa hafta sonlarında ufak mobilyalar yapan yetenekli bir amatör müydü? Belki de sahip olduğu her eşyanın üzerine adını yazan, nevrotik, tuhaf birisiydi. Belki de Camille Buyse’un vefatından sonra dul eşi Gilberte bir huzurevine taşınmıştı ve yanında sadece bu sehpayı almıştı, Camille’in elleriyle yapıp ona verdiği bir hediye olduğu için. Brüksel’in başka başka semtlerinde üzerinde Camille Buyse’un ismi olan başka ahşap mobilyalar var mı? Bunları bilmem olanaksız. Tek bildiğim Camille Buyse’un sehpasının şu anda benim salonumda olduğu. Camille Buyse’un – benim Camille Buyse- instagram hesabı yok ve ölümünden önce eşi Gilberte Meert’le New York Sokaklarında selfieler çekmedi. Bunu da neredeyse kesin olarak söyleyebilirim.

Camille Buyse iyiki yaptığı veya satın aldığı cevizden sehpanın altına güzel bir yazıyla adını ve o günün tarihini yazmış. Bütün bunları düşünmeme vesile oldu. 
Huzur içinde yat Camille. Sehpan emin ellerde.

Hamburger Sırası



Bedenim bu acayip havaya alışık olmadığından mıdır bilemiyorum, bugünlerde çok ama çok mutsuz hissediyorum kendimi. Sanki birisi içimden pillerimi çıkarmış gibi. Tüm gün yemek yemeden oturmamak için kendime kaçamak bir bicky almaya gittim. Karşıya. Burada insanlar birbirleriyle konuşuyorlar, kolayca, güvenle. Büfenin önünde sıra beklerken de konuşuyorlar. Önümde duran kadın bana dönüp yağan yağmurdan ve havadan şikayet ediyor. Onaylıyorum. Tiz, ince bir sesi var. 60 yaşlarında olmalı, ama yaşından fazla gösteriyor. Çirkin kadınların ortak özelliği. Büyük, siyah gözleri var. Ve gözlükleri. Gözlüklerin üzerinde elle çizilmiş, ince iki kaş, ucuz bebek oyuncakların kaşları gibi, suratında sırıtıyor. Evinden çıkıp patates kızartması almaya gelirken makyaj yapmış olabilir mi? Yoksa her gün evde böyle mi dolaşıyor? Bana hastalıklarından, bilmem ne hastanesindeki harika bir doktordan, diyabetten ve patates kızartması yiyince mutlu olduğundan bahsediyor. Sağlığı için yasak olduğu halde nasıl arada kaçamak yapıp buzlu bir Geuze içtiğini anlatıyor. Bana, büfe sırasında karşılaştığı bu yabancıya bu kadar çok şey anlatma ihtiyacını hissetmesinin tek sebebi olabilir diye düşünüyorum. Yalnız bir kadın bu. Belki hiç evlenmedi. Belki evde ona asla cevap vermeyen bir kediyle yaşıyor ve dışarı her çıktığında karşılaştığı insanlara aynı şeyleri anlatıyor. Bütün fiyatları biliyorum diyor. Neresi ucuz, nerede ne ne kadar, hepsini biliyorum. Artık insanlar güzel şeyler yemiyorlar, hepsi katkı maddeli yemeklerin’ diyerek yakınıyor.

Yağmur yağıyor ve kadın bana bütün bunları anlatırken benim aklımda sadece tek bir soru var:
- Ya ben de, 20 yıl sonra, böyle olursam? Yalnızlıktan çıldırmış, suratına ince kaşlar çizen, yemek sırasında tanımadığı insanlara mide rahatsızlıklarından bahsede yalnız bir ruh?

Çirkin Erkek Meselesi



Metroda karşımda duruyorlar. Birbirlerine yakın durarak, konuşuyor, fısıldaşıyorlar. İkisi de, diğerinin varlığından mutlu görünüyor. Kadının yüzünü, erkeğin ensesini görüyorum. Kadın, en iyi ihtimalle sıradan tabir edilebilecek genç bir insan. Anlamsız gözleri, o gözleri daha da anlamsızlaştıran gözlükleri, iddiasız bir yüz yapısı, renksiz dudakları var. İnsanda mide bulantısı, iğrenme yaratmıyor bu yüz. Ama asıl sorun da bu. İnsanda herhangi bir duygu uyandırmaktan aciz. O kadar sıkıcı ki, insan bu yüze bakarak 2 saat geçirirse eğer, aklını yitirebilir. Sıkıntıdan. Erkek arkasını dönüyor, o metronun içindeki haritayı incelerken ben de onun yüzünü inceliyorum. Onun da gözlükleri var, ama onun gözlükleri anlamsız değil, şaşı gözlerini saklıyor. İpince bir yüzü, çarpık dişleri var. Evet, anlamsız olmaktan da öte, bu çirkin bir adam. Ama bu adam, lise yıllarında jöleli saçlarıyla kızların kalbini kıran o çapkın delikanlılardan daha iyi bir adam. Eğer iyilikten kastınız, sizi sevmek, size değer vermek ve dünyadaki tek kadın sizmişsiniz gibi davranmaksa. Bu adamla huzurlu olabilirsiniz. Bu adam çocuklarınıza iyi davranacak. Onu barda başka kadınlara sarkanken bulmayacaksınız. Ceketinin ceplerinden asla viagralar çıkmayacak.

Son Durak



Dieweg mezarlığı. Bir süredir mezarlıktaki yaban hayatı kendi haline bırakmışlar. Ölümün taşlaştığı bir yerde hayat inadına fışkırsın diye. İçinde bir zamanlar zengin ve şaşalı hayatlar yaşamış insanların süslü mezarlarını barındıran bu mezarlık yemyeşil şimdi. Baharın ve kendi haline bırakılmışlığın etkisiyle sarmaşıklar, çiçekler, ağaçlar beton ve mermer mezar taşları arasından yer yer onları parçalayarak, yer yer üzerlerini yemyeşil kaplayarak alanı ele geçiriyorlar. Ölümü yok sayan, ondan bahsetmek bile istemeyen, onu hep uzaklara, kapalı odalara, etrafı duvarlarla örülmüş alanlara, şehrin eteklerine saklayan modern batı kültürü. Bu yüzden mezarlıklara gitmek çok iyi oluyor. Ülkemizdeki mezarlıklar ve buradakiler ne kadar da farklı. Sanki her şey aynı şekilde ölmüyormuş gibi. 

Al gülüm ver gülüm. Bu kediler hep aynı



Marla klimanın çıkardığı sesle irkildi. Bir süre makinenin olduğu yöne doğru baktı. Gözbebekleri irileşmiş gözlerinde bomboş bir ifade gördüm. Gördüğü şeye hiçbir anlam veremeyen bir canlının bakışıydı bu. Ona doğru eğilip şöyle dedim: evet, bunu biz yaptık. Sizse binyıllardır aynı şekilde takılıyorsunuz. Sonra ikimizin de aynı evde, klimanın sıcaktan koruduğu odada oturduğu aklıma geldi. Sonunda kimin daha akıllı olduğuna karar veremedim.

Bunun üzerine düşünelim

Bu ne? Bu nasıl bir gazete? Sene kaç? Türkiye eskiden daha mı liberalmiş? Yoksa daha mı başıboş? Ne kadar acaip

Çığlık Atmak İstiyoruz

Bugün işten dönerken, sıra sıra dizilmiş ve kaçacak hiçbir yeri olmayan arabaların arasında birşeyler satmaya çalışan insanlar gördüm.
Topluca Delirdik Biz
Bu tip satıcılar genelde çakmak, arabanızın çakmak yerine uyumlu şarj aleti, kağıt helva, veya gül falan satarlar. Hepsi de bir şekilde o anda ihtiyacınız olabilecek şeylerdir.
Ama bugün gördüğüm hiç birine benzemiyordu. Adam eline almış 10 tane scream maskesi, onları satıyor. O maskeyi neden satar, ve alan niye alır orasını hiç düşünmek istemedim. Hele o trafikte insanlar sinir krizinin eşiğindeyken. Alice Harikalar Diyarı oldu heryer. Daha bile garip.

29 Mart 2007