Kıçının Şeklini Almış Bir Koltuk Mudur Senin Şehrin? Geri Dönmek
Tuesday, October 01, 2013
Asıl yolculuk geri dönmektir diyor Ursula Leguin… Duyumsar
gibi oluyor insan ne demek istediğini. Ama kendisi yaşamadan tam olarak
anlayamıyor. Bir şehri bırakıyorsun. Sokaklarını ve tepelerini, içindeki
hayatları… O şehirde yaşanan kavga eksiliyor takviminden. O şehirde konuşulan
kelimeler birden bire uzağına düşüyor. Sen bunları fark etmiyorsun ama. Yeni
gittiğin yerin kavgaları ve kelimeleri hızla unutturuyor eskileri. Zaman ve
mekan değişmiş olarak, ama eskisine paralel olarak akmaya devam ediyor. Zaman
geçiyor.
Yapmaya geldiğin şeyi yaptığını, bulmaya geldiğin şeyi
bulduğunu düşünerek geri dönmenin planını yapmaya başlıyorsun.
Bu noktaya kadar oldukça değişmiş biliyorsun kendini. Bir
şehri bırakıp başka bir şehirde yaşamaya başladığından beri gözlerinde yeni
renkler, kafanda yeni fikirler, dudağında yeni kelimeler yer etti. Sen sanki
olduğu yerde durup duran bir noktadan ileri gittin, ve şehir o noktada kaldı.
Durduğu yerde durdu senin yokluğunda.
Senin kafandaki durum bu.
Geri döneceksin, ve o şehir seni nasıl yavaşça bıraktıysa
kollarından, öyle geri alacak. Kıçının şeklini almış bir koltuk gibi
düşünüyorsun onu. Geri geldiğinde hep bıraktığın gibi bulacaksın.
Ama kafandaki gibi olmuyor asla.
Geri döndüğünde, sen tam yolculuğun bitti zannederken,
aslında yeni başladığını fark ediveriyorsun. Şehir asla beklemiyor seni. Sen
gittikten sonra da hikayelerini ve renklerini yaratmaya devam ediyor. Tablodan
eksilen tek şey, sensin.
Yani sen buradan gittiğin noktada şehir de kendi yoluna
gitmiş. Senin yokluğunda yol almış. Zaman değişmiş, orası kesin. Ya mekan?
Sanki o daha da değişmiş gibi. Zamanın nasıl değiştiğini ve değişeceğini
öngörebiliyor insan. Rakamlar rakamları kovalayacak ve gözlerde biraz daha
bulut, belki biraz daha kırgınlık olacak. Buna hazırlıklısın.
Ya mekanın değişimi?
Tepelerinde yeni binalar bitmiş, yollarına yollar eklenmiş
ve bildiğin yollar haritalardan silinmiş. Baktığın manzara, bıraktığın
manzaradan farklı. Tam olarak değil ama. Tam olarak değişmiş olsa, zaten bir
köprü kuramazsın ikisi arasında. Ama köprü kurabiliyorsun. Kurduğun şey sağlam
değil sadece. Gidip geliyor, sallanıyor. Seni ne tam olarak kabul ediyor, ne de
dışarı tükürüyor. İşte seni zorlayan da bu.
En yakının bildiğin insanlarla da aranda böyle bir münasebet
şekilleniyor. Onlar da bu şehrin tepeleri gibi. Enlem ve boylamları aynı. Ama
yokluğunda bir yerden bir yol geçmiş, köprüler ve altgeçitler eklemlenmiş
varlıklarına. Bu coğrafyada yol almak, eskisiyle aynı değil. Daha zor veya daha
zoraki değil. Sadece farklı.
Yolculuk bunu fark ettiğin anda başlıyor.
Sen her şey seni bekleyecek mi sanıyordun? Hayat beklemiyor
işte. Yokluğunda kendinden hiç eksilmemiş gibi devam ediyor. Şehir senden
gidiyor, sen şehirden gidiyorsun. Zamanın bir noktasında bir kırılma oluyor ve
paralel akmaya başlayan iki nehir gibi bir daha asla birleşmeden, sonsuza kadar
bu böyle devam edecek sanıyorsun.
Belki yolculuk henüz bitmediği için…
edit

No comments:
Post a Comment