Kıçının Şeklini Almış Bir Koltuk Mudur Senin Şehrin? Geri Dönmek



Asıl yolculuk geri dönmektir diyor Ursula Leguin… Duyumsar gibi oluyor insan ne demek istediğini. Ama kendisi yaşamadan tam olarak anlayamıyor. Bir şehri bırakıyorsun. Sokaklarını ve tepelerini, içindeki hayatları… O şehirde yaşanan kavga eksiliyor takviminden. O şehirde konuşulan kelimeler birden bire uzağına düşüyor. Sen bunları fark etmiyorsun ama. Yeni gittiğin yerin kavgaları ve kelimeleri hızla unutturuyor eskileri. Zaman ve mekan değişmiş olarak, ama eskisine paralel olarak akmaya devam ediyor. Zaman geçiyor.
Yapmaya geldiğin şeyi yaptığını, bulmaya geldiğin şeyi bulduğunu düşünerek geri dönmenin planını yapmaya başlıyorsun.
Bu noktaya kadar oldukça değişmiş biliyorsun kendini. Bir şehri bırakıp başka bir şehirde yaşamaya başladığından beri gözlerinde yeni renkler, kafanda yeni fikirler, dudağında yeni kelimeler yer etti. Sen sanki olduğu yerde durup duran bir noktadan ileri gittin, ve şehir o noktada kaldı. Durduğu yerde durdu senin yokluğunda.
Senin kafandaki durum bu.
Geri döneceksin, ve o şehir seni nasıl yavaşça bıraktıysa kollarından, öyle geri alacak. Kıçının şeklini almış bir koltuk gibi düşünüyorsun onu. Geri geldiğinde hep bıraktığın gibi bulacaksın.
Ama kafandaki gibi olmuyor asla.
Geri döndüğünde, sen tam yolculuğun bitti zannederken, aslında yeni başladığını fark ediveriyorsun. Şehir asla beklemiyor seni. Sen gittikten sonra da hikayelerini ve renklerini yaratmaya devam ediyor. Tablodan eksilen tek şey, sensin.
Yani sen buradan gittiğin noktada şehir de kendi yoluna gitmiş. Senin yokluğunda yol almış. Zaman değişmiş, orası kesin. Ya mekan? Sanki o daha da değişmiş gibi. Zamanın nasıl değiştiğini ve değişeceğini öngörebiliyor insan. Rakamlar rakamları kovalayacak ve gözlerde biraz daha bulut, belki biraz daha kırgınlık olacak. Buna hazırlıklısın.
Ya mekanın değişimi?
Tepelerinde yeni binalar bitmiş, yollarına yollar eklenmiş ve bildiğin yollar haritalardan silinmiş. Baktığın manzara, bıraktığın manzaradan farklı. Tam olarak değil ama. Tam olarak değişmiş olsa, zaten bir köprü kuramazsın ikisi arasında. Ama köprü kurabiliyorsun. Kurduğun şey sağlam değil sadece. Gidip geliyor, sallanıyor. Seni ne tam olarak kabul ediyor, ne de dışarı tükürüyor. İşte seni zorlayan da bu.
En yakının bildiğin insanlarla da aranda böyle bir münasebet şekilleniyor. Onlar da bu şehrin tepeleri gibi. Enlem ve boylamları aynı. Ama yokluğunda bir yerden bir yol geçmiş, köprüler ve altgeçitler eklemlenmiş varlıklarına. Bu coğrafyada yol almak, eskisiyle aynı değil. Daha zor veya daha zoraki değil. Sadece farklı.
Yolculuk bunu fark ettiğin anda başlıyor.
Sen her şey seni bekleyecek mi sanıyordun? Hayat beklemiyor işte. Yokluğunda kendinden hiç eksilmemiş gibi devam ediyor. Şehir senden gidiyor, sen şehirden gidiyorsun. Zamanın bir noktasında bir kırılma oluyor ve paralel akmaya başlayan iki nehir gibi bir daha asla birleşmeden, sonsuza kadar bu böyle devam edecek sanıyorsun.
Belki yolculuk henüz bitmediği için…
Labels: ,
edit

No comments: