En başta toz vardı.Sonra oyunbozan geldi...
Saturday, January 11, 2014
En başta toz vardı. Toz dumandan
var oldu varolan her şey. Dondurma, Kürtçe, araba lastiği ve kaplumbağa. Fok
badem ve uçaklar. Elif Şafak ve perdeler. Her şey, herkes aynı toz parçasından
geliyor. Bu anlamda hepimiz, bir birimize bağlıyız. Birbirimizi öldürsek de,
Arap, Kızılderili, transseksüel ve işçi diye isimler de taksak birbirime,
hepimiz aynıyız.
Bunu unuttu insan. Kendini her
şeyin orta yerinde, her şeyin hakimi sandı.
Dünyanın dört yanındaki sahilleri
düşünüyorum. Kimisi kızgın güneşin altında vızıl vızıl kavruluyordur şimdi.
Kimisi kuzey rüzgârının sarışın kızların altın ve incecik saçlarını
karıştırdığı şehirlerin üzerini örten sise arkadaşlık ediyordur. Belki bir
balina ailesinin cansız bedenleri vurmuştur birisine. Bir diğerinin ince kumlarına
basmıştır aylardır denizde olan yalnız bir adamın ayakları. Kimisini insanoğlu
geri dönülmez biçimde kirletmiştir, bir diğerinde hala caretta caretta
yumurtaları gömülüdür. Yumurtaların içindeki o minicik kaplumbağa embriyoları,
hayatın mucizesine bir mucize daha eklemek için gün be gün varola geliyorlardır
belki. Yakında genlerine binlerce yıldır işlenmiş bir kod bir deklanşöre
basacak. O denklanşöre basıldığı anda,
geri dönüşü olmayan bir olay olacak. Nasıl binlerce yıldır her seferinde, hiç
değişmeden aynı şey yaşandıysa, yine aynı şey yaşanacak. Kaplumbağalar, küçücük
ve bu kocaman evrende son derece savunmasız, yumurtalarından çıkacaklar.
Yapayalnızlar, anneleri çoktan gitmiş, belki de binlerce kilometre uzakta...
Yumurta’nın sınırlı ve güvenli ortamından çıkararak, dünyanın geri kalanıyla
tanışacaklar. O andan itibaren bütün hayatları hayatta kalma mücadelesi vererek,
okyanuslarda binlerce kilometre yol kat ederek geçecek. Ama şimdi, ilk engeli
aşmaları gerek: asıl evlerine, denize gitmeleri gerek. Yol uzun, martılar,
yengeçler ve her türlü rekabet onları bekliyor. Savunmasız bedenlerini daha
yeni var olmuşken tüketmek için. Bunları aşmaları gerekecek. Yumurtadan çıkan
yavruların çok azı başarabilecek bunu. Diğerleri çok kısa bir yaşamın ardından,
yeniden doğaya karışacaklar.
Gece karanlığında topraktan
çıkıyor kaplumbağalar. Toprağın karanlığından, ayın ve yıldızların denizin
üzerinde, ufukta bıraktığı kırılgan ışıklara doğru yol alıyorlar. Üzerinde hiç
düşünülmemiş bir telaşla. Ne tarafa gitmeleri gerektiğini biliyorlar. Işığa
doğru gidecekler. Bu sahil o yüzden önemli. Bilerek seçilmiş. Olup biten hiçbir
şey tesadüfi değil. Gecenin ışıkları yol gösteriyor kaplumbağaların ilk
adımlarına. Üzerine hiç düşünülmemiş bir çabayla, o ilk ışıklara doğru
yürüyecekler. Yol boyunca hayatta kalmayı umarak.
Bir tek ışık olmalı. Bir denize
doğru giden bir tek ışık yolu. Kaplumbağaların genlerine işlenmiş bu hayati
bilgi, onlara yol gösteriyor. Binlerce yıldır bu gezegende yaşamalarına sebep
olan şey, bu hayati bilgi kırıntısı. İnsan insan olmadan önce denizleri
arşınlayan kaplumbağalar, bu yüzünden hala çağdaşımızlar.
Bir tek ışık olacak. Ona doğru
yürü. Bu kadar basit. Doğanın basit, doğrudan emirleri. Sonsuz kere denene
denene mükemmelleştirilmiş bir yöntem. Basit bir kural. Kusursuz işleyecek,
çünkü kusursuz işleyeceği bu yerde öğrenilmiş. Uygulanmış. Binlerce yıldır hiç
yanılmamış.
Ama bir sorun var.
Işıklar çoğalmış.
Artık bir tek denize giden bir
tek ışık yolu yok.
Artık gece ve gündoğumu daha
aydınlık. Güneş hep aynı, sebebi güneş değil. Sebebi, insanoğlu.
Parklar ve barlar yapmak, paralar
kazanmak için o sahile gelmiş olan insanoğlu.
Planı bozuyor.
Mükemmel işleyen kural artık
mükemmel işlemiyor.
Çünkü bir oyunbozan var oyunda.
edit
No comments:
Post a Comment