En başta toz vardı.Sonra oyunbozan geldi...



En başta toz vardı. Toz dumandan var oldu varolan her şey. Dondurma, Kürtçe, araba lastiği ve kaplumbağa. Fok badem ve uçaklar. Elif Şafak ve perdeler. Her şey, herkes aynı toz parçasından geliyor. Bu anlamda hepimiz, bir birimize bağlıyız. Birbirimizi öldürsek de, Arap, Kızılderili, transseksüel ve işçi diye isimler de taksak birbirime, hepimiz aynıyız.

Bunu unuttu insan. Kendini her şeyin orta yerinde, her şeyin hakimi sandı.

Dünyanın dört yanındaki sahilleri düşünüyorum. Kimisi kızgın güneşin altında vızıl vızıl kavruluyordur şimdi. Kimisi kuzey rüzgârının sarışın kızların altın ve incecik saçlarını karıştırdığı şehirlerin üzerini örten sise arkadaşlık ediyordur. Belki bir balina ailesinin cansız bedenleri vurmuştur birisine. Bir diğerinin ince kumlarına basmıştır aylardır denizde olan yalnız bir adamın ayakları. Kimisini insanoğlu geri dönülmez biçimde kirletmiştir, bir diğerinde hala caretta caretta yumurtaları gömülüdür. Yumurtaların içindeki o minicik kaplumbağa embriyoları, hayatın mucizesine bir mucize daha eklemek için gün be gün varola geliyorlardır belki. Yakında genlerine binlerce yıldır işlenmiş bir kod bir deklanşöre basacak.  O denklanşöre basıldığı anda, geri dönüşü olmayan bir olay olacak. Nasıl binlerce yıldır her seferinde, hiç değişmeden aynı şey yaşandıysa, yine aynı şey yaşanacak. Kaplumbağalar, küçücük ve bu kocaman evrende son derece savunmasız, yumurtalarından çıkacaklar. Yapayalnızlar, anneleri çoktan gitmiş, belki de binlerce kilometre uzakta... Yumurta’nın sınırlı ve güvenli ortamından çıkararak, dünyanın geri kalanıyla tanışacaklar. O andan itibaren bütün hayatları hayatta kalma mücadelesi vererek, okyanuslarda binlerce kilometre yol kat ederek geçecek. Ama şimdi, ilk engeli aşmaları gerek: asıl evlerine, denize gitmeleri gerek. Yol uzun, martılar, yengeçler ve her türlü rekabet onları bekliyor. Savunmasız bedenlerini daha yeni var olmuşken tüketmek için. Bunları aşmaları gerekecek. Yumurtadan çıkan yavruların çok azı başarabilecek bunu. Diğerleri çok kısa bir yaşamın ardından, yeniden doğaya karışacaklar.
Gece karanlığında topraktan çıkıyor kaplumbağalar. Toprağın karanlığından, ayın ve yıldızların denizin üzerinde, ufukta bıraktığı kırılgan ışıklara doğru yol alıyorlar. Üzerinde hiç düşünülmemiş bir telaşla. Ne tarafa gitmeleri gerektiğini biliyorlar. Işığa doğru gidecekler. Bu sahil o yüzden önemli. Bilerek seçilmiş. Olup biten hiçbir şey tesadüfi değil. Gecenin ışıkları yol gösteriyor kaplumbağaların ilk adımlarına. Üzerine hiç düşünülmemiş bir çabayla, o ilk ışıklara doğru yürüyecekler. Yol boyunca hayatta kalmayı umarak.
Bir tek ışık olmalı. Bir denize doğru giden bir tek ışık yolu. Kaplumbağaların genlerine işlenmiş bu hayati bilgi, onlara yol gösteriyor. Binlerce yıldır bu gezegende yaşamalarına sebep olan şey, bu hayati bilgi kırıntısı. İnsan insan olmadan önce denizleri arşınlayan kaplumbağalar, bu yüzünden hala çağdaşımızlar.
Bir tek ışık olacak. Ona doğru yürü. Bu kadar basit. Doğanın basit, doğrudan emirleri. Sonsuz kere denene denene mükemmelleştirilmiş bir yöntem. Basit bir kural. Kusursuz işleyecek, çünkü kusursuz işleyeceği bu yerde öğrenilmiş. Uygulanmış. Binlerce yıldır hiç yanılmamış.

Ama bir sorun var.
Işıklar çoğalmış.
Artık bir tek denize giden bir tek ışık yolu yok.
Artık gece ve gündoğumu daha aydınlık. Güneş hep aynı, sebebi güneş değil. Sebebi, insanoğlu.
Parklar ve barlar yapmak, paralar kazanmak için o sahile gelmiş olan insanoğlu.

Planı bozuyor.
Mükemmel işleyen kural artık mükemmel işlemiyor.
Çünkü bir oyunbozan var oyunda.
Labels: , ,
edit

No comments: