Tropa De Elite



Tropa De Elite bir yozlaşma hikayesi. Sistemin çürümüşlüğünün nasıl da sistemin her bir bireyine, parçasına yayıldığını, acımasız ve neredeyse hissiz bir kabullenişle anlatan bir öykü. Rio De Janeiro gibi, tezatlar ve uçurumlarla kimliklenmiş bir şehirde, kendince bildiği şeyi doğru yapmaya çalışan bir özel tim kumandının, yani Capitao Nascimento'nun hikayesi. Ve aslında tüm şehrin, tüm polislerin ve tüm uyuşturucu satıcılarının. Nascimento Brezilya'nın başkentinin tehlikeli ve gözlerden uzak kısımlarında asayişi sağlamak, daha doğrusu yargısız infazlarla, otomatik silahlarla sokak ortalarında verilen savaşlarla uyuşturucu ticaretinin kemikleşmiş mekanizmalarına darbeler indirmek, yeri geldiğinde rüşvet alan, yolsuzluğa bulaşmış polis memurlarını takip etmek, onların iş yaptığı adamları da oracıkta öldürüvermekle görevli bir özel tim kumandanı. Böyle bir özel tim var, çünkü hiç bir şehir polisi o sokaklarda hayatta kalamaz. Nascimento doğacak oğlunun, giderek artan stresin ve psikolojik hasarın da etkisiyle işi bırakmaya karar veriyor ama önce yapması gereken bir şey var, yerine birisini bulmak. Onu sınırları zorlayan testlerden geçirdikten sonra takımını emanet etmek. Filmin ikinci ayağında da iki genç polis var. Her birimizin olabileceği türden insanlar. Genç ve naif. İdealist. Ama bu idealist hallerinin tepki çekmesi tabii ki uzun sürmüyor, herkes vazgeçmiş çünkü. İşine bakar olmuş. Sonuçta onlar da bir takım olaylar sonrasında, Tropa De Elite'ye girmek istediklerine karar veriyorlar. Yozlaşmamış tek yer orası çünkü.

Hikaye'nin enteresan oluşundan öte, işaret ettiği meseleler bize de oldukça tanıdık. Polis'in yozlaşması, o koskoca kurum içinde işini düzgün yapmaya çalışan insanların da varolduğu, ama işleyişin buna izin vermediği-veya nereye kadar izin verdiği gerçeği. Nascimento'ya karşı ne hissedeceğinizi bilemiyorsunuz izlerken. O kadar sert ki. O kadar kavgacı, savaşçı, acımasız ki. İşini doğru yapmaya çalıştığı için ona sempati duymaya başlıyorsunuz ama o bir anda uyuşturucu satılan bir mahalleye dalıp, oradaki insanlara öylece vurmaya, konuşturmak için türlü işkenceler-kadın-erken-çocuk farketmez- etmeye, ve konuşturduktan sonra da öldürmeye başlayınca, bu sempati hissiniz kayboluyor. Ama yine de aklınızda aynı soru işareti: bu kadar sert olmasa hayatta kalabilir mi? "Bazen kimin daha kötü olduğuna karar veremiyorum" diyor filmin başında. "Uyuşturucu satıcılarının mı, yoksa onlarla düşüp kalkan yozlaşmış polisin mi..." Ben de karar veremedim kimin daha kötü olduğuna, insanlara uyuşturucu satan, sistemin kokuşmuşluğundan beslenen, kimseye zerre kadar acıması olmayan ahlaksız, düzenbaz uyuşturucu satıcılarının mı, onları o noktaya getiren Rio sokaklarının mı, Rio sokaklarını o duruma getiren dünya liderlerinin mi, yoksa bunlarda mücadele ederken hiç bir sınır tanımadan gencecik çocukları döven, öldüren, işkence yapan, bütün bu pisliğin içinde canavarlaşmış bir polis memurunun mu..."

Çok fazla Brezilya filmi görmedim ama, Jose Padilha iyi bir iş çıkarmış olacak ki, bir çok insan bunun Brezilya'nın kotardığı en iyi işlerden birisi olduğunda hem fikir.
Labels:
edit

No comments: