Mişa’ya Mektup
Tuesday, October 02, 2012
Aşağıdaki yazıyı Yunus Parkları Kapatılsın İnsiyatifi için yazmıştım. Bu yazı yayınlandıktan bir süre sonra Mişa özgürlüğüne kavuştu. Onunla tanıştığım hafta Kaş'tan dönerken, gece karanlığında otobüsün camından dışarı bakmıştım. Kuzeye doğru ilerleyen yolun solunda Akdeniz gözü kör eden bir karanlıkla uzanıyordu. Parlak bir ay vardı o gece, otobüsün camından dışarı bakan beni nereye gitsem takip eden gümüşten bir iz bırakıyordu kopkoyu denizin üzerinde. Deniz ve karanlık o kadar güzeldi ki, Mişa'nın ait olduğu bu güzellikten ayrı kalması içimi açıtmıştı. Kapkaranlık denizin sonsuz özgürlüğüne inat, o tel kafesler içinde yaşıyordu. O an onu o denizde, başka yunuslarla yüzerken hayal etmiştim. Bu hayalimin gerçek olduğunu diliyorum. Umarım Mişa o derin maviliklerin tadını çıkartıyordur şimdi.
Sen
bu mektubu asla okumayacaksın, biliyorum. Ama ben vicdanıma yazıyorum bu
mektubu. Biraz da başkalarının vicdanına.
Seninle
2007 yılında tanıştık. Çok uzun zaman geçmiş gibi. Bu, kendimi suçlu
hissettiğim için mi böyle? Bilmiyorum Mişa. Seninle tanışmak, seninle yüzmek…
Tüm bunların ne anlama geldiğini hala düşünüyorum. Keşke bunları, o günden önce
düşünseydim. Düşünmedim. Hiç düşünmedim Mişa. Cahildim çünkü.
Bilmiyordum.
Ben
senin hayalinle büyüdüm, rüyalarımda hep sen vardın, ne zaman seni görsem İzmir
körfezinde veya İstanbul boğazında, gözlerim dolar, ağlamaya başlardım. Koşup
denize atlamak gelirdi içimden, yanına gelmek, sana dokunmak, çıkardığın
sesleri dinlemek. Ruhumun bir parçasında senden bir iz olduğunu düşünürdüm hep.
Luc
Besson’un Grand Bleu (Derin Mavi) filmini izlemiştim. Ben de Jacques Mayol gibi
olmak istiyordum, seninle derin bir bağım, bir dostluğum olsun istiyordum.
Bu
istek giderek büyüdü içimde, nasıl, nerede karşılaşacaktım seninle? Bir denizci
değildim, derin su dalgıcı da değildim, kıyısı betonla doldurulmuş kocaman bir
şehirde yaşıyordum, nerede, nasıl tanışacaktık seninle?
Gösteri
yaptığın yerler vardı, eğlence parkları. Bunun senin için eğlence değil, esaret
olduğunu biliyordum. Bu esarete destek veremezdim. Bu kadarını düşünebiliyordum.
Sonra
Kaş’ta bulunan tedavi merkezini duydum. Sen oradaydın, gösteri yapmıyordun,
zihinsel engelli çocuklara yardım ediyordun. Bu da bana yeterdi. Düşüncemin
sınırları buraya kadar geliyordu Mişa. Kendimi mi kandırıyordum? Şimdi geriye
dönüp baktığımda, samimi olarak şunu söyleyebilirim: ne yaptığımı bilmiyordum.
Öğrenecektim
ama Mişa. Sen öğretecektin bana.
Kaş’a
gittik. Aradım, fiyatını sordum. Senin bir fiyatın var biliyor musun? 10
dakikan 110 dolardı. Kararımı vermiştim. Seninle tanışacaktım.
O
küçük körfeze gittim. Sen oradaydın işte, kocamandın, hiç bu kadar yakından
görmemiştim seni. Ne kadar güzeldin! Senin gibi iki yunus daha vardı orada. Sen
ayrı bir bölmedeydin. İnanır mısın Mişa, gözüm senden başka bir şeyi görmüyordu.
Sadece sen vardın. Etrafını saran teller yoktu. 5’e 5 metre bir alanda değildin
sanki. Oradaydın şans eseri, aynı filmdeki gibi Mişa, şimdi de ben senin yanına
gelecek, seninle yüzecektim. Aynı filmdeki gibi.
Ama
sen şimdi bir başkasıyla yüzüyordun. O küçücük alanda turlar atıyordun. Dönüp
duruyordun, yüzgecinden tutmuş genç kadın da seninle dönüp duruyordu.
Sıra
bana geldi. Platformun yanına geldim. ‘Eğitmen’ bana açıklamalar yaptı, ‘ben
düdük çaldıktan sonra suya girin, yüzgecin alt kısmından tutun, sakın ama sakın
nefes alıp verdiği deliğe elinizi sürmeyin, takılarınız varsa çıkarın’ dedi.
O
an kırılmaya başladım. Ne oluyordu ki? Düdükler çalınacaktı, takılar
çıkarılacaktı… Bunlar hayalimde yoktu benim… Ben her şey kendiliğinden olacak
zannediyordum.
Yine
de sessizce dinledim. Kalbim hızla atıyordu. Çok yakındım sana Mişa, o kadar
büyüktün ki! Yine de korkmuyordum senden. Neden olduğunu anlatamadığım bir
şekilde, bana asla zarar vermeyeceğini biliyordum. Sanki sen aileden
birisiydin, atamdın benim. Hiç korkmadım senden. Bir saniye bile.
Düdük
çaldı. Titreyerek suya girdim. Sana ilk kez o an dokundum. Ne kadar sert, ne
kadar kaygan bir derin vardı Mişa! Yanımda ne kadar da büyük, suyu varlığınla
doldurarak duruyordun!
Yüzgecini
tuttum, sen yüzmeye başladın. Bir tur attın, başladığın noktaya döndün,
‘eğitmen’ sana bir balık verdi. Sen balıklarla uğraşırken ben seni okşuyordum.
Sana seni ne kadar sevdiğimi, seni ne kadar çok beklediğimi göstermek
istiyordum. İşte buradaydım, gelmiştim! Beraberdik sonunda!
O
sırada fark ettim işte Mişa.
Sen
benimle ilgilenmiyordun bile. O küçücük deniz parçasında tur atıp balık almaya
adamıştın kendini. Ben hiç kimseydim senin için. Bir makineydin sen, hayalimde
canlandırdığım şey değildin. Balıklar yüzüyordu denizde, ama sen plastik
kovadan ölü balık yemeye alışmıştın. Bir turu atıp balık yiyor, sonra tekrar
bir tur atıp, bir sonraki balık için sesler çıkarıyordun.
Seninle
böyle 5-6 dakika tur attık. Sonra son hamleni yaptın, ‘Eğitmen’in iyi
öğretmişti sana, kafamı sana doğru uzattım, sudan çıkıp burnunu yanağıma
dayadın. Beni öpmüş sayılıyordun böylece. Ama sihir bozulmuştu artık.
Düdük
tekrar çaldı.
Sudan
çıktım.
O
sudan eksik çıktım ben Mişa. Kırık çıktım. Senden bir şey çalmıştım ben ve
senden çaldığım şey benden eksilmişti.
Ne
olup bitmişti az önce?
Benim
istediğim bu değildi ki! Ben bir yunusla yüzmek istemiştim. Kendiliğinden bir
karşılaşma olmalıydı bu, sen balık yemek için değil, kendin istediğin için
yüzmeliydin benimle. Birileri seni yakaladığı veya bir eğlence parkındaki
tutsak bir anneye doğduğun için değil!
Yanıldığım
nokta buydu işte: bir yunusla tanışmak için, bir yunus hapishanesine gitmiştim.
Ama
o hapishanede hiç yunus yoktu Mişa.
Yunusların
gölgeleri vardı sadece.
Silik,
yarım, eksik gölgeler.
Balık
yemek için tur atan, gri, kaygan makineler.
Günde
kaç tur atıyordun Mişa? Kaç kişi gelip, o filmlerde gördükleri sihirli anların
kırıntılarını arıyordu burada?
Kaç
kişi kendini böyle kandırıyordu?
Hayatın
böyle geçiyordu Mişa. O küçücük alanda, balık yemek için turlar atarak.
Ne
kadar da aptaldım! Ne kadar bencil, ne kadar cahildim!
Seni
sömüren bir adama 110 dolar verdim diye Jacques Mayol olacağımı sanıyordum!
Ama
sen bana bir ders verdin o gün.
Şimdi
yeni yeni anlıyorum.
Sen
orada değildin Mişa.
Ben
seninle hiç tanışmadım…..
edit
No comments:
Post a Comment