 |
| Duraktaki bilgi panosu |
Avrupa’nın çeşitli şehirlerindeki
toplu taşıma ücretlerini anlatmak için bizde sık sık söylenen bir cümledir bu.
Özellikle de otobüsler için gerçekten de yanlış değil. Ama olayı hiç anlamamış
yurdum insanı yaklaşımı. Nasıl yani kimse karışmıyo? Adam milyonlarca Euro
yatırım yapmış toplu taşımaya, sen her fırsatta biletsiz bin, kimse karışmasın.
Toplu taşıma pahalı bir mevzu. Bizde tabii kolay. Otobüs filomuzun yarısı soğuk
savaş sırasında komünist olan Macaristan’da yapılmış. Durak dediğimiz şey
yağmur yağarsa sığışmak için kullandığımız üstü kapalı bir alandan ibaret.
Aslında duraktan anladığımız da bu. Nerede şehrin haritası, nerede durağın
ismi, nerede hangi otobüsün hangi dakikada geleceğini yazan, haftanın farklı
günleri ve yılın farklı aylarını gösteren, otobüsün bundan sonra duracağı
durakları gösteren pano? Bunların hiç biri yok bizde. Çok pratik. Her gün yeni
bir heyecan. Otobüslerin içi de ayrı bir konu tabii. Şimdi yeni yeni başladı,
durağa gelmeden önce durağın ismini söylüyor mekanik kadın sesi. İzmir’deki
kadın çok rahatsız bir tip. Her kelimeyi tonlayarak söylüyor. Durak ismi iki
kelimeden oluşuyorsa dinlemesi çok keyifli bir konuşmacı. Kısacası bizim
ülkemizde toplu taşımaya daha az yatırım yapılıyor. Ama bu otobüs şoförlerimizi
asla yıldıramaz tabii ki. Ben devlete ait bir aracı bu kadar sahiplenen başka
bir meslek grubu görmedim arkadaş. Sanki kendine hat almış Halk Otobüsü. Bilet
atacan kardeşim!!!diye kükreyen, bilet için adam tartaklayan şoförler gördüm.
Bir keresinde ayaklarımı orta çıkışın oradaki metal şeye dayamıştım, şoför
otobüsü kenara çekti, yerinden kalktı, bana doğru geldi ve ‘çay da getireyim
mi?’ diye sordu. Kinayeli konuşmayı çok seven bir insandı. Hemen ayaklarımı
indirdim tabii. Otobüslerimizde ahlakın korunmasında da şoförlere çok büyük
görevler düşüyor ülkemizde. İnsanlar birbirini sevmesin, gençler öpüşemesin
diye ne streslere katlanıyor sürücüler, kimsenin haberi yok. Yani bizim
şoförlerimiz angaje, sürekli tetikte. O yüzden toplu taşımaya az yatırım yapan
ülkemizde otobüse biletsiz binmek gibi bir şey zaten hayal bile edilemez. Ama
Avrupa’da durum farklı. Paris’teki otobüs şoförlerine ‘araca binenlere bilet
soracaksınız’ demiş belediye, onlar da greve gitmişler ‘biz polis miyiz bize ne
bize ne!!’ diye bağırmışlar yollarda. Her şey felç olmuş. Tipik Fransız
yaklaşımı. Aslında haklılar. Bir örnek vereyim: Paris’te gece otobüsüne binmiş
herkes, otobüs şoförlerine hak verecektir. Bir keresinde kızlarla binmiştik,
biz ki İstanbul’dan geliyoruz, kimseden korkmayız, psikopatız; ceylanlar gibi
ürktük. Otobüsün yarısı uyuyordu, arkada bir takım gençler sigara içip yerlere
tükürüyor, başını kaldırıp bakanlara ‘ne bakıyon len dallama’ gibisinden
küfürler ediyorlardı. Benim yanıma bir transseksüel oturdu. Yapay memeleri
tamamen ortadaydı, sadece uçlarını kapatan, omuzlarından aşağı inen siyah
şeritler vardı üzerinde. Çorapları kaçık, saçları keçe keçe olmuş, üzgün bir
kadındı işte. Gençler kadının üzerine tükürdüler. Kadın kendi kendine konuşmaya
başladı. ‘Bu geceyi de sıçıp attılar amk!!’ falan diye kendi kendine söylendi.
Ben yine ürktüm. Üzgün kadın sağ omzumda uyuya kalmak üzereyken otobüsten
indik. Şimdi filmi durduralım ve bunun Türkiye’de olduğunu düşünelim. Bir kere
gençlerin hepsini otobüstekiler topluca döver. Transseksüel zaten otobüse
binemez, o kıyafetle sokakta da yürüyemez ya neyse. Bunların hiç biri olmadı
Paris’te. Tüm bunlar olurken şoför otobüsü kullanmaya devam etti, insanlar
sanki bir grup genç memeleri açıkta bir transseksüelin üzerine
tükürmüyormuşçasına camdan dışarı baktılar. Yani demem o ki, bizdeki sosyal
yapı, birbirini kollayan, sahip çıkan, boğan ve döven sosyal yapı,
otobüslerimizde de birebir işlediği için, otobüslerde taşkınlık vesaire olamaz. Biletsiz de binemezsin. O kadar. İkinci kısımda da kontrol mevzusu nasıl işliyor onu anlatacağım. Zira bu post çok uzadı.
No comments:
Post a Comment