İstersen biletsiz bin, kimse karışmıyo abi 2-Brüksel'de Bilet Kontrolü
Friday, November 02, 2012
Tabii bizde biletsiz binilmiyor
da neden elin Avrupa’sında biletsiz binilebiliyor?
İşte hata burada. Orada da
biletsiz binilmemesi gerekiyor aslında. Brüksel’den bahsedeceğim. Buraya ilk
geldiğimde metroda bile turnike (turnike dediysem açılır kapanır saydam süper
cool ışıklı kapı) yoktu. Otobüs şoförü zaten bana mısın demiyor, tramvay aynı
şekilde… İnsan daha ne ister? Şimdilerde giderek daha fazla metro durağına
kapılar yapmaya başladılar. Eski güzel günler geride kaldı. Yine de zaman zaman
kapılar çalışmıyor, veya insanlar birbirine yapışarak aynı anda bir biletle
geçiyorlar vesaire. Tabii tüm bunlar aynı zihniyet üzerine kurulmuş: bilet
almak zorundasın. Öyle bizim anladığımız gibi değil yani. Ama almazsan otobüse
binemezsin diye bir şey yok. Binersin, ama kimse karışamaz değil. Evet otobüs
şoförünün umurunda değil ama kontrol olursa ödersin 80 Euronu. Yani sana
kalmış. 1.6 Euro kar edeyim derken 80 Euro ödeme riskine girme seçeneğini
sunuyor adam sana. Üstelik bir kere daha yakalanırsan 160 Euro. Bu kadar basit.
Hiç bilet almayan insanlar tanıyorum, kontrol olunca ödeyecekleri paranın bilet
parasını amorti edeceğine inanan maceraperestler bunlar. Bir de tabii bilet
denen şeyi zerre sallamayan evsizler var. Adam zaten metro durağında yaşıyor,
toplu taşımaya para mı verecek bir de? Bir de benim gibi ara sıra bilet parası
vermeyen insanlar var. Ki bunlar tüm gruplar içinde en salak olanlar. Ya hiç
para verme, ya da her seferinde ver kardeşim. En azından yakalanırsan bir şeye
değsin. Metroda biletsiz gitmenin de heyecanı başka hiç bir şeyde yok beee.
Peki kontrol nasıl oluyor?
Nadiren olan bir şey olduğu için, bilet kontrolü biraz gizemli, şehir efsanesi
gibi bir şey. Ben hep birden beliriveren, tavandan aşağı iplerle inip kapıları
tutan siyah giyinmiş adamlar olarak hayal etmiştim bilet kontrolü yapan
insanları. Gelip biletsiz gezinen bedavacıları kıskıvrak yakalıyorlar,
metrodaki herkes de parmakla gösterip onları ayıplıyordu. Biletsiz kişi de bu
utanca daha fazla dayanamayarak ağlamaya başlıyordu. En azından ben öyle hayal
etmiştim.
Gerçekle tanışma fırsatı buldum
geçen hafta. Bozacıyla karşılaşmak kadar hayal kırıcıydı. Hayal kırıcı diye bir
laf var mı emin olamadım şimdi. Neyse. Ekim sonu olmasına rağmen hava çok
güzeldi. Çok güzel dediysem gece 14 derece falandı. Yağmur da yağmıyordu,
dolayısıyla Cumartesi akşamı Brüksel’de herkes dışarıdaydı. Gece otobüsüne
binmek için durağa gittim. Saat 2.40 falandı. Son otobüsün gelmesini bekleyen
bir sürü genç insan biralar içiyor, yerlerde yuvarlanıyordu. Çok rahat bir
ortamdı gerçekten. Otobüs geldi, biletimi okuttum (bilet dediysem üzerinde
resmim olan çipli kentkart) ve yerime oturdum. Gece otobüsleri her zaman gezici
tiyatro gibi oluyor. Sarhoşlar bir tarafta, gideceği yeri hala bulamamış elinde
haritalar şoförden yardım isteyen şaşkın turistler bir tarafta, kızlara asılan
gençler bir tarafta, kikirik kızlar diğer tarafta. Tam bir şenlik. Yola yeni
çıkmıştık, bir iki durak ancak gitmiştik ki, aniden durakta bekleyen gri
kıyafetli adamlar otobüsün kapılarında belirdi. Üzerlerindeki kıyafetin
sırtında ‘Ticket Inspection’ yazıyordu. Ellerinde de pos makinesine benzeyen
bir şey vardı. Pos makinesini yanında dürüm, pizza pizza kutusu vs. olmadan
görmeye alışık değildim. Şaşırdım. Tüm kapılardan bindiler ki kaçan olmasın. Herkese
bilet sormaya başladılar. Otobüse binerken kimsenin bilet gösterdiğini
görmediğimden, içeride kıyamet kopacağına emindim. Çok zevkliydi, herkes hapse
girecek, bense madalya alacaktım. Üstelik bir Türk olarak ülkemi Türk
Milliyetçiliğine uygun biçimde temsil ediyordum. Bir de ne göreyim? O asi
sarhoş gençlerin çoğu kuzu kuzu kartlarını çıkardı verdi. Kontrolcü amca kartı
pos makinesine sokuyor, kartın kullanılıp kullanılmadığını kontrol ediyordu.
Demek ki bu seyahat için para ödeyen bir tek ben değildim. Sistem hala işliyordu.
Bir çok kişi ödeme yapmıştı. Sıra bana geldi, kartımı uzattım. Hani arabayla
ülke sınırı geçerken insanın içinde bir suçluluk duygusu olur ya, hiç bir şey
yapmadığın halde sanki kaçakçıymışsın da bagajda eroin varmış gibi hissedersin.
İşte o duyguyla kartı verdim. Sorun çıkmadı. Gururla yerime kuruldum ve diğer
insanların rezilliğini izleyeme hazırlandım. İşte o sırada fark ettim: olaylar
hiç de benim hayal ettiğim şekilde gerçekleşmiyordu. Bileti olmayanlar
ağlamıyor, kontrolcü amcalar ve biletli yolcular onlara ayıplayıcı bakışlar
atmıyordu. Kimsenin umurunda değildi. Kontrolcü amcaya biletim yok diyordun, o
da ‘Identité silvuple’ diyordu, sen de kimliğini uzatıyordun. İnsanları
cinsiyetlere göre pembe mavi diye ayıran kimlik kartlarının bir üst teknolojisi
olan çipli kimlikler var burada. Büyük birader daha iyi izleyebilsin diye. Onu
veriyorsun adama, hooop devlete 80 Euro borçlandın. Ben para alışverişleri,
bozuk paranın çıkışmaması, ağlayıp yalvaranlar, adamın cebine para sıkıştırmaya
çalışanlar, yerlere düşen, dizini döven kadınlar hayal etmiştim. Bunların hiç
biri olmuyordu. Kartlar alınıp veriliyordu sadece. Çok sıkıcıydı. Tabii
bazılarının kimliği yoktu yanında. Bizimle gelin o zaman diyorlardı. İşler
orada biraz daha heyecanlı oluyor tabii ama beraber otobüsten indikten sonra ne
olduğunu bilemediğim için bir şey diyemem. Kontrolcü amcalar adam ayırmada
gerçekten ustalar. Sarı saçlı güzel bir takım kızlara ne biletiniz var ne
kimliğiniz, ne yapacağız şimdi diye sordular. Kızlar gülümseyip yalvardı,
burada yaşamıyoruz, Brüksel’e gezmeye geldik dediler. Adamlar da hadi inin
aşağı, gözümüz görmesin sizi diyerek gitmelerine izin verdi. Büyük Birader bile
güzel bir kadın karşısında çaresiz kalabiliyor bazen. Ama Fas’lı ve çirkin bir
genç erkeksen yandın. Otobüsün en arka koltuğunda oturan, elinde bira kutusu
olan adamı gören kontrolcü amcalar hemen olay yerine koştular. Bilet sordular,
yoktu. Kimlik sordular, verdi. Sonra bu bira ne? İçemezsin otobüste! dediler
adama. Sarışın kızlar gecenin karanlığında çoktan kaybolmuştu o sırada.
Otobüsteki tüm kontrol işi bitmişti ama hepimizin enspektörlerin Fas’lı genci
sinir etmesini izliyorduk. O birayı atacaksın dediler. Tamam dedi, şöyle
kapıdan dışarı atarım. ‘hayırrr, gidip çöpe atacaksın’ diye sinirlendiler.
‘Tamam atarım ama otobüs beni beklesin son otobüs bu’ dedi. Tabii bunu 5 dakika
tartıştılar, bu kadar hızlı olmadı. Adamı ite kaka dışarı çıkardılar, otobüs de
kapılarını kapattı, adamı bıraktı gitti. Büyük Biraderin ülkesinde Fas’lı bir
genç olmak ne kadar da zordu. Bense ilk kontrolümden alnımın akıyla çıkmanın haklı
gururuyla eve döndüm.
Not: Bu konunun en absürd kısmına geleyim: kontrol yapılacağını önceden haber veriyor adamlar internet üzerinden veya gazeteden!Diyor ki Cumartesi saat 14-16 arası tramway'da kontrol olacak. Şu yaşıma geldim, Avrupa'lı kafasına akıl sır erdiremedim kardeş.
Not: Bu konunun en absürd kısmına geleyim: kontrol yapılacağını önceden haber veriyor adamlar internet üzerinden veya gazeteden!Diyor ki Cumartesi saat 14-16 arası tramway'da kontrol olacak. Şu yaşıma geldim, Avrupa'lı kafasına akıl sır erdiremedim kardeş.
edit
No comments:
Post a Comment