Siyah Peygamber
Thursday, August 01, 2013
Şehrin ortasındaki caddenin ortasında bir adam duruyor.
Durmuyor. Caddenin ortasında uzanmış, kendisine doğru gelen arabalara bakıyor.
Meydan okuyarak. Onun bir peygamber, dünya ile derdi olan bir seyyah olduğunu
düşünmek istiyorsun. Karanlıkta, koyu renkli asfaltın üzerine uzanmış, siyah
tenli bir peygamber o. Bu gözleme içgüdüsel bir süreç eşlik ediyor. Risk
analizi. Farkında olmadan, gelip geçen arabaların onu görmeyerek üzerinden
geçme ihtimalini hesaplıyorsun. Bunu düşünen tek kişi sen değilsin. Bu insanlığın
kolektif bilincine işlenmiş bir kaygı. Kaygının diğer tüm duyguları esir ettiği
zamanlarda insanoğlunun hayatta kalmasına yaramış olan bir duygu bu. Bu yüzden,
o Cuma gecesi Brüksel’in ortasından geçen bulvarın ortasına uzanmış siyah adama
bakan herkesin aklından benzer şeyler geçiyor.
Adam sonunda, boylu boyunca uzanıyor asfalta. Yüzü yere
dönük. Uzun süre böyle kalabilir, ama kolektif bilinç buna engel oluyor. Bir
grup genç yanına gidiyor ve onu ellerinden ve ayaklarından kaldırarak
kaldırıma, yolun kenarına taşıyor. Yüzü yere dönük halde, elleri ve kollarından
havaya kaldırılmış adam insanda doğru bildiği kurallarda bir yanlışlık olduğu
hissi uyandırıyor.
Onu öylece kaldırıma bırakıyorlar. Birkaç kişi daha yanına
gidip nasıl olduğunu soruyor. Sonra adam yavaş yavaş ayağa kalkıyor. Az önce
yolun ortasından kaldırıma taşınan kendi değilmiş gibi, yine aynı kararlılıkla
gidip tekrar yolun ortasına dikiliyor. Elinde bir bira kutusu var. Düzenli bir
yaşama alışmış Brüksel’li sürücüler, gecenin ortasında farla aydınlattıkları
yolun üzerinde dimdik bakışlarını üzerlerine dikmiş adam görünce, hiç şüphesiz
çok şaşırıyorlar. O meydan okumaya devam ediyor. Arabaların şehre hakim oluşu,
mekanları kendilerine mal edişlerine mi kızıyor? Kolektif bilinç bir kez daha
uyanıyor. Bu kez başka bir genç, yanına gidiyor ve koluna girerek onu yolun
ortasından kaldırıma doğru-bu kez karşı tarafa-çekiyor. Kol kola, kaldırıma
çıkıyorlar. Genç adam yanında durarak ona bir şeyler söylüyor. Sonra, görevini
yapmış olarak, yoluna devam ediyor. Kendini arabaların vızır vızır geçtiği bir
caddenin ortasında atan bu adamı, ortalama 5 dakikada bir birisi kurtarıyor.
Belki onunla uzun uzadıya konuşup asıl derdinin ne olduğunu, aslında neye
kızdığını anlamaya çalışmıyorlar. Kimse ona iş vermeyi, evine almayı da
düşünmüyor. 2013 yılında Avrupa’nın büyük bir şehrinde, insanın insanla
ilişkisi, o derece ileri gitmiyor. Yine de, beraber yaşayan insanların
oluşturduğu kolektif bilinç, onu tamamen görmezden gelmemize engel oluyor.
Mutlaka, ama mutlaka, onu sessizce gözleyen pasif kalabalığın içinden birileri
çıkıp, ona müdahale ediyor.
İnsanlık olarak, bizi bize hatırlatan, şimdilik bu.
edit
No comments:
Post a Comment