Siyah Peygamber

Şehrin ortasındaki caddenin ortasında bir adam duruyor. Durmuyor. Caddenin ortasında uzanmış, kendisine doğru gelen arabalara bakıyor. Meydan okuyarak. Onun bir peygamber, dünya ile derdi olan bir seyyah olduğunu düşünmek istiyorsun. Karanlıkta, koyu renkli asfaltın üzerine uzanmış, siyah tenli bir peygamber o. Bu gözleme içgüdüsel bir süreç eşlik ediyor. Risk analizi. Farkında olmadan, gelip geçen arabaların onu görmeyerek üzerinden geçme ihtimalini hesaplıyorsun. Bunu düşünen tek kişi sen değilsin. Bu insanlığın kolektif bilincine işlenmiş bir kaygı. Kaygının diğer tüm duyguları esir ettiği zamanlarda insanoğlunun hayatta kalmasına yaramış olan bir duygu bu. Bu yüzden, o Cuma gecesi Brüksel’in ortasından geçen bulvarın ortasına uzanmış siyah adama bakan herkesin aklından benzer şeyler geçiyor.
Adam sonunda, boylu boyunca uzanıyor asfalta. Yüzü yere dönük. Uzun süre böyle kalabilir, ama kolektif bilinç buna engel oluyor. Bir grup genç yanına gidiyor ve onu ellerinden ve ayaklarından kaldırarak kaldırıma, yolun kenarına taşıyor. Yüzü yere dönük halde, elleri ve kollarından havaya kaldırılmış adam insanda doğru bildiği kurallarda bir yanlışlık olduğu hissi uyandırıyor.
Onu öylece kaldırıma bırakıyorlar. Birkaç kişi daha yanına gidip nasıl olduğunu soruyor. Sonra adam yavaş yavaş ayağa kalkıyor. Az önce yolun ortasından kaldırıma taşınan kendi değilmiş gibi, yine aynı kararlılıkla gidip tekrar yolun ortasına dikiliyor. Elinde bir bira kutusu var. Düzenli bir yaşama alışmış Brüksel’li sürücüler, gecenin ortasında farla aydınlattıkları yolun üzerinde dimdik bakışlarını üzerlerine dikmiş adam görünce, hiç şüphesiz çok şaşırıyorlar. O meydan okumaya devam ediyor. Arabaların şehre hakim oluşu, mekanları kendilerine mal edişlerine mi kızıyor? Kolektif bilinç bir kez daha uyanıyor. Bu kez başka bir genç, yanına gidiyor ve koluna girerek onu yolun ortasından kaldırıma doğru-bu kez karşı tarafa-çekiyor. Kol kola, kaldırıma çıkıyorlar. Genç adam yanında durarak ona bir şeyler söylüyor. Sonra, görevini yapmış olarak, yoluna devam ediyor. Kendini arabaların vızır vızır geçtiği bir caddenin ortasında atan bu adamı, ortalama 5 dakikada bir birisi kurtarıyor. Belki onunla uzun uzadıya konuşup asıl derdinin ne olduğunu, aslında neye kızdığını anlamaya çalışmıyorlar. Kimse ona iş vermeyi, evine almayı da düşünmüyor. 2013 yılında Avrupa’nın büyük bir şehrinde, insanın insanla ilişkisi, o derece ileri gitmiyor. Yine de, beraber yaşayan insanların oluşturduğu kolektif bilinç, onu tamamen görmezden gelmemize engel oluyor. Mutlaka, ama mutlaka, onu sessizce gözleyen pasif kalabalığın içinden birileri çıkıp, ona müdahale ediyor.
İnsanlık olarak, bizi bize hatırlatan, şimdilik bu. 


Labels: , ,
edit

No comments: