CPAS

Öğle yemeği yemeye çıkmış onlarca insana tezat yaratarak, karşıdan karşıya geçti az önce. Sen bu kısmını görmedin. Ama onun, kariyerlerinin bir sonraki adımı düşünmekte olan, öğle yemeğinde kim bilir hangi önemli politikacı ile yemek yemiş, dünyanın geleceği hakkında kim bilir hangi önemli kararların alınmasına önayak olmuş o insan kalabalığının içinde nasıl da iğreti durduğunu hayal etmek çok kolay. Sen yanında geçerken yavaşça sesleniyor. Dikkatini ona yöneltiyorsun. Elindeki kağıt parçasını sana uzatıyor. Ne anlamaya çalıştığını anlamak güç. Bir adres mi arıyor? Eline tutuşturduğu kağıtta bir adres yazmıyor. Bugünün tarihi, ve saat ikiye doğru yazıyor kağıtta. Yüksek sesle okuyorsun. Aklına ilk gelen, el yazısını okumakta zorlandığı. Ama böyle bir şey düşündüğün için aptalsın. Birbirinize bakıyorsunuz. Neresi diye soruyor. Ne neresi? CPAS diyor. İşsizlere yardım eden kurum. Adres yok mu diyorsun, hayır diyor. Nereye gitmesi gerektiğini bilmiyor. Tek bildiği, 20 Mayıs saat ikiye doğru bir yerde olması gerektiği. Üzgünüm adresi bilmiyorum diyerek yoluna devam ediyorsun. Vazgeçmiş gözleri, zavallı bir beresi var. Ne kadar da uzakta, içinde bulunduğu yerin koordinatlarından ne kadar da habersiz. Biliyorsun ki, randevusuna gidemeyecek. Ve gidemediği yerdeki görevli onun için ‘randevusuna bile gelmekten aciz’ gibisinden bir yorum yapacak. Onun geçtiği yolları hiç anlamadığı için. Oysaki bu adamın derdi sorumsuzluk veya beceriksizlik değil. O, hiç anlamadığı bir dilde konuşan insanların arasında arya söylemeye çalışıyor. Etrafındaki dünyanın anlamını koparıp almaktan aciz. Ve bu, onun suçu değil. O çok uzağa gitmiş. Ya da dünya ondan çok uzağa gitmiş. Sonuç değişmiyor
Labels: , ,
edit

No comments: