CPAS
Thursday, August 01, 2013
Öğle yemeği yemeye çıkmış onlarca insana tezat
yaratarak, karşıdan karşıya geçti az önce. Sen bu kısmını görmedin. Ama onun,
kariyerlerinin bir sonraki adımı düşünmekte olan, öğle yemeğinde kim bilir
hangi önemli politikacı ile yemek yemiş, dünyanın geleceği hakkında kim bilir
hangi önemli kararların alınmasına önayak olmuş o insan kalabalığının içinde
nasıl da iğreti durduğunu hayal etmek çok kolay. Sen yanında geçerken yavaşça
sesleniyor. Dikkatini ona yöneltiyorsun. Elindeki kağıt parçasını sana uzatıyor.
Ne anlamaya çalıştığını anlamak güç. Bir adres mi arıyor? Eline tutuşturduğu
kağıtta bir adres yazmıyor. Bugünün tarihi, ve saat ikiye doğru yazıyor
kağıtta. Yüksek sesle okuyorsun. Aklına ilk gelen, el yazısını okumakta
zorlandığı. Ama böyle bir şey düşündüğün için aptalsın. Birbirinize
bakıyorsunuz. Neresi diye soruyor. Ne neresi? CPAS diyor. İşsizlere yardım eden
kurum. Adres yok mu diyorsun, hayır diyor. Nereye gitmesi gerektiğini bilmiyor.
Tek bildiği, 20 Mayıs saat ikiye doğru bir yerde olması gerektiği. Üzgünüm
adresi bilmiyorum diyerek yoluna devam ediyorsun. Vazgeçmiş gözleri, zavallı
bir beresi var. Ne kadar da uzakta, içinde bulunduğu yerin koordinatlarından ne
kadar da habersiz. Biliyorsun ki, randevusuna gidemeyecek. Ve gidemediği
yerdeki görevli onun için ‘randevusuna bile gelmekten aciz’ gibisinden bir
yorum yapacak. Onun geçtiği yolları hiç anlamadığı için. Oysaki bu adamın derdi
sorumsuzluk veya beceriksizlik değil. O, hiç anlamadığı bir dilde konuşan insanların
arasında arya söylemeye çalışıyor. Etrafındaki dünyanın anlamını koparıp
almaktan aciz. Ve bu, onun suçu değil. O çok uzağa gitmiş. Ya da dünya ondan
çok uzağa gitmiş. Sonuç değişmiyor
Labels:
Anlar,
Brüksel Lahanası,
İnsanın Halleri
edit
No comments:
Post a Comment